106.SAYI ÇIKTI

Allah’a İbadette Devamlılık

SULTANIMDAN GÖNÜLLERE / Regaip Gecesi

Allah’ın (cc) rahmeti, bereketi, in’amı üzerinize olsun.

Regaip Gecesi; bu dünyamıza rahmet, mağfiret, müjdeleyici olarak gelen; insanları kurtarıcı, insanları cehennem azabıyla korkutucu, ilahi nizamı bize bildirici olan ve “Hüsn-ü ahlakı tamamlamak için halk oldum” diyen Peygamber (sav) Hazretlerinin ana rahmine düştüğü gecedir.

Öyle bir gecedir ki bütün enbiyalar, evliyalar, abidler, zahitler bu gece için oruç tutarak, hem zikrederler hem fikrederler hem de şükrederler.

 Peygamber (sav) Efendimizin babası Abdullah, bir gün Beytullah’ı tavaf ederken bir melikin kızı, O’nu çok beğenir ve yanına gelir. Abdullah’ın etrafında o da tavaf etmeye başlar. Yanına yaklaşır:

– Ey güzel genç, ne olur benimle evlenir misin? Beni zevcen yapar mısın, diye sorar.

Bunun üzerine Peygamber (sav) Efendimizin babası Abdullah sorar:

– Neden Benimle evlenmek istiyorsun?

Şam melikinin kızı şöyle cevap verir:

– Ben Sen de öyle bir nur görüyorum ki daha öyle nur kimsede olmamıştır.

Abdullah o kadar hayâlı, edepli, terbiyelidir ki ter, su içerisinde kalır. Melikin kızına:

– Benim babam var, babama söylemeyince sana söz veremem, der.

Eve gelince, babası Abdulmuttalip’e durumu anlatır:

– Babacığım falan beldenin melikinin kızı Bana talip oldu, Benimle evlenmek istiyor, ne buyurursun, diye sorar.

Abdulmuttalip ise:

– Evladım, Ben Sana zevce buldum. İsmi Âmine, O’nunla nikâhlanacaksın. O’ndan sonra melikin kızını alabilirsin, diye cevap verir.

Abdullah iki gün sonra Beytullah’ta o kıza tekrar rastladığında:

– Babamdan izin aldım seninle de evleneceğim, deyince kız ağlamaya başlar ve:

– Ben Senin zatına ya da şehvetine âşık olmadım. Senin alnında öyle bir nur vardı ki kıyamete kadar gelecek insanları cennetle müjdeleyen; yerleri, gökleri halk eden Cenab-ı Allah’ın (cc) Nur-u Muhammediye’si idi. Şimdi ise Senden zayi olmuş, kime gitti O Nur, diye sorar.

Abdullah:

– Ben Âmine isminde bir hanımla evlendim, der.

Bunun üzerine melikin kızı:

– Âmine ne bahtiyar kadınmış, ne güzel anne imiş, daha öyle bir anne kâinata gelmemiştir, deyip ağlaya ağlaya Beytullah’ı terk ederek Şam’a döner.

Peygamber (as) Hazretlerinin kıymetini bütün peygamberler bilirlerdi. Âdem (as) cennetten çıktıktan sonra çok sıkıntı çekti, çok ağladı;

“Ya Rabbi! Cennet nimetlerinden mahrum oldum, Benim günahımı affet” der. Ardından;

“Ya Rabbi! ‘La ilahe illallah Muhammedün Rasulullah!’ hürmetine Beni affet” diye yalvarır. Peygamber Efendimizin ismini anar anmaz, derhal Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri güneşe doğ emrini verir ve Âdem’in (as) kıldığı sabah namazının iki rekâtı bize farz olur.

İbrahim’in (as) ateşte yanmaması Nur-u Muhammediye’dendir. Cenab-ı Allah;

“ Ey ateş! Serin ve selametli ol! " (Enbiya:69). 

“ Ya nar! Nur ol, serin ol, selamet ol, çünkü O Habibim Ahmet Resulüm Muhammed’in atasıdır ” buyurmuştur.

İsmail’i (as) bıçak kesmiyor, çünkü Nur-u Muhammedi’ye O’ndadır.

Musa (as) daralıp;

“Ya Rabbi! Firavun geliyor. Önüm deniz, arkam kâfir; Sen bilirsin Ya Rabbi! Ahir zamanda gelecek Ahmed-i Muhtar’ın yüzü suyu hürmetine Beni kurtar bu sıkıntıdan” dediğinde, Cenab-ı Allah;

            “ Ya Musa! Elindeki asayı suya vur ” buyurmuştur.

            Hazreti Musa asasını denize vurunca, deniz ikiye bölünür, yol olur, Nur-u Muhammediye hürmetine…

Yunus (as) balığın karnında;

“La ilahe illa ente subhaneke inni küntüminezzalimin”

“Ben zalimlerden oldum Ya Rabbi! Ne olur Nur-u Muhammediye yüzü hürmetine Beni bağışla” diye dua edince, o an Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri balığa;

“ Derhal sahile çık emaneti dışarı bırak. ” buyurmuştur.

Yusuf (as) Efendimizin zindandan kurtulması, bütün enbiyaların rahat etmesi, dualarının kabul olması, Nur-u Muhammediye hürmetinedir.

Peygamber (sav) Efendimiz;

–Ey ashabım! Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak; yetmiş iki fırkası daalledir. Abdest almış olacak, namaz kılmış olacak, zekât vermiş olacak, hac yapmış olacak, güzel amellerde işleyecek amma cehenneme gidecekler. Sadece bir fırka vardır, oda Fırka-i Naciye’dir.

            Sahabeler sordular;

–Aman Ya Rasulullah! Bunlar kimlerdir?

Rasulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur;

–Ey Ashabım! Allah’ın (cc) Kur’an’ına sarılanlar, Benim sünnetlerimi ihya edenler, Sizler gibi amel edenler; onlar Benim kardeşlerimdir.

–Onlara neden kardeşlerim dedin, Ya Rasulullah? Bunun hikmeti nedir, diye sorulduğunda ise;

–Çünkü o zamanın fitneleri çok ağır olacak. Binalar çok olacak. Zinalar çok olacak. Her evde içki bulunacak. İffetsiz, hayâsız, namussuz insanlar meth-ü sena edilecek. Namuslu insanlar, Allah’ın (cc) dostları hakir görülecek, horlanacak. Analar beylerini doğuracak. Anasıyla zina etmiş olacak, bacısıyla zina etmiş olacak, kendiyle zina etmiş olacak, evladıyla zina etmiş olacak. Bütün kötülükler zirveye çıkacak.

İşte o zamanda Benim ümmetimin salihleri, imanı avuçlarında kor ateş gibi muhafaza edecekler.

Kötülüğü gördüğü zaman mani olacaklar; elleriyle, ona da gücü yetmezse dilleriyle, ona da gücü yetmezse kalplerinden buğz edecekler ki bu imanın en zayıf noktasıdır.

İşte Peygamber (sav) Efendimiz sizlere müjdeliyor; “Fırka-i naciyeden olduğunuzu”  ve sizlere; “Kardeşim” diyor.

Herkes sinemadayken, tiyatrodayken, bardayken, düzeni savunurken, Allah’sız bir nizama tabi olurken, sizler Allah’ın (cc) emrini, hükmünü, İlahi nizamını getirmek için buraya topladınız. Ne mutlu sizlere! Allah (cc) sizden razı olsun.

Kardeşlerim!

Bu gece çok dua edelim. Sadece ülkemizde değil, bütün dünyada Müslümanlara sıkıntı, elem, keder ve işkence içinde. Öyle sıkıntılar ki insan düşündüğü zaman boğazından ekmek geçmiyor.

Ebu Bekir Sıddık (ra) Hazretlerine bir bardak bal şerbeti getirdiler, eline aldı;

“Allah’ın Resulü (sav) bunu hiç içmedi”, dedi.

Yine bir gün soğuk buz gibi bir bal şerbeti getirdiler;

“Allah’ın Resulü (sav) böyle soğuk bir şerbet içmedi, Ben nasıl içeyim?” diyerek geri çevirdi. İşte Onlar bu kadar ince düşünüyorlardı.

Şimdi ise, bütün dünyada Müslümanların harıl harıl kanları akıtılıyor. Irzlarına müdahale ediliyor. Çocuklar parçalanıyor. Evlerine baskınlar yapılıyor, cayır cayır yakılıyorlar. Öyle vahşet öyle kötülük ki inançlar tamamen horlanmıştır.

Şu üç aylarda bir gün oruç tutsanız, Allah’ın Resulü (sav) Hazretleri;

            “Bin sene oruç tutmuş sevabı verilir”  buyurmuştur.

İşte sizlere söylüyorum, bir kötülük olduğu zaman, iki gün oruç tutana sekiz cennet kapısı açılacaktır.

“Ey kulum! İşte sekiz cennet. Hangisinden girersen gir” seni bekleyecek.

Tekrar bir müjde daha veriliyor;

Peygamberler, salihler, nebiler, sıddıklar, nasıl sevdiklerine şefaatçi olacaksa; bugün oruç tutanlar da sevdiği insanlara şefaat edecek, sevdiği insanlar cehenneme gittiği zaman onları almayınca cennet girmeyecekler.

Şu müjdeye bak! Şu mübarek güne bak! Şu mübarek aylara bak! Şu mübarek Peygamber (sav) Hazretlerine bak! Bütün kâinat O’nun nuru ile halk olmuştur. O Allah’ın (cc) ainesidir.

Muhammed Mustafa (sav) Efendimizi sevdiğiniz zaman Allah’ı (cc) görür, Allah’ı (cc) duyarsınız. O’nu sevmediğiniz müddetçe “La ilahe illallah” derse desin, eğer Hazreti Muhammed’i tanımıyorsa cehenneme gidecektir, cennet ona haramdır. İlla ki Muhammed’i tasdik etmemiz lazımdır. Allah’a (cc) o kadar küfrediyorlar. Rabb’im seslenmiyor, ancak Muhammed’ine dokunduğunuz zaman, zelil ediyor. Derhal azab-ı elime duçar ediyor. Bunun için Peygamber (sav) Hazretlerini çok sevmelisiniz. Cenab-ı Allah birçok ayet-i kerimesin de;

“ Allah'a (cc) ve Peygamberine itaat edin. ” (Enfal 8/1)

“ Bunlar Allah'ın (cc) sınırlarıdır. Kim Allah'a (cc) ve O'nun Peygamberine itaat ederse, Allah (cc) onu, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı kalıcıdırlar. İşte büyük kurtuluş budur. " (en-Nisa, 4/13).

“ Ey müminler! Habibime tabi olun, O’nun yap dediklerini yapın, yapma dediklerini yapmayınız.

“ Şüphesiz Allah (cc) ve melekleri, Peygamberi överler. Ey inananlar! Siz de O’nu övün, O’na salât ve selam getirin. Allah’ı (cc) ve Peygamber'ini incitenlere, Allah (cc) dünyada da ahirette de lanet eder, onlara alçaltıcı bir azap hazırlar. ” (Ahzap 56–57) buyurmaktadır.

Şöyle misal verelim: Önce meleklerin ne kadar olduğunu şöyle toplayalım, bir hesap edelim. Bu dünyamızda altı milyar insan var, on misli cin taifesi var. Sekiz kat cennete kadar mesafe var ve bu mesafe katlara ayrılmış. Her katında birbirinden onar misli daha fazla melaikeler var. Dünyamızdan başlıyorsunuz her birine onar kat, onar kat, ilave ederek hesaplıyorsunuz. Cennetin birinci katındaki melaikeler, bu dünyadakinden yüz misli fazla. Sekizinci katta ise dünyamızda ve yedi kat cennette olandan on misli daha fazla melaike var.

Rasulullah (sav) Hazretleri; Mirac’a çıktığında, Sitret-ül Münteha’ya kadar beraber geldikten sonra orada Cebrail (as) şöyle der;

 “Ya Rasulullah! Buradan ileriye bir adım dahi atamam. Allah’ın (cc) nuru Beni yakar”.  Şöyle devam eder konuşmasına;

“Ya Nuru Muhammed! Allah’ın (cc) Arşı’nda tavaf eden melaikenin, bir defa bile ikinci kata geldiğini müşahade edemedim”.

“Allah (cc), Beni yarattığından beri kaç sene olduysa, bir melaikenin tavafını bitiripte ikinci kez bir daha aynı sıraya geldiğini görmedim”.

Ve bunu söyleyen “La Mütenahi” bir melaike. Rasululah’ın Allah indinde ne derece kıymetli olduğunu sanırım anlamışsınızdır?

Dünyamız, yaratıldığından beri, kendi ekseni etrafında dönerek hızla hareket ediyor. Hem ayımız, hem güneşimiz, hem dünyamız, hepsi “Kayyum” ismiyle hızla dönüyorlar. Ne kadar bir süratle döndüklerini ilim adamları ve uzay bilimciler dahi bulamadılar. Ancak Merih yıldızının, Kutup yıldızının, diğer samanyollarının hızla döndüğünü biliyorlar. Öyle bir dönüyorlar ki bu dönüş sona kadar devam edecek. Döne döne, sura çarpacak. Sura çarptığı zaman yıldızlar aya, ay güneşe, güneş dünyamıza çarpacak ve hepsi hallaç pamuğu gibi savrulacak. Tıpkı kirecin içine su katıldığında oluşan hâl gibi olacak. İşte kıyamet…

Ya Rabbi!

Rasululah’ın şerefi ile şereflendir. Habibinin nuruyla kalplerimizi nurlandır. Sevgisini koy kalplerimize.

Sahabeler gibi birbirimizi seversek, birbirimize selam vererek yaklaşırsak olur kardeşlerim. “Sen şucusun, sen bucusun” dediğimiz zaman olmaz. Allah (cc) için sevelim birbirimizi.

            Cenab-ı Zülcelâl Hazretleri, gözümüzü açıp yumana kadar bizleri nefsimize bırakmasın!