Ana Sayfa | Hakkımızda | Dergiler | Galeri | Sizden Gelenler | İletişim
 
 
     
3. Sayı Lamelif dergisi (Aralık 2007)
 
 
Dergiler / 3. Sayı Lamelif dergisi (Aralık 2007) / AYIN KONUSU/ Hac ve Umre
3. Sayı Lamelif dergisi (Aralık 2007) / AYIN KONUSU/ Hac ve Umre
AYIN KONUSU/ Hac ve Umre

 

“Onda açık alâmetler, İbrahim'in makamı vardır. Ve her kim ona girerse emin olur. Ve O’nun yoluna gücü yeten kimseler üzerine de o beyti hac etmek Allah Teâlâ için bir haktır. Ve her kim inkâr ederse şüphe yok ki, Allah Teâlâ bütün âlemlerden ganidir.”

    (Ali İmran/97)

Cenab-ı Zül Celal hazretlerini tanımak, ona kulluk etmek hayatını onun belirlediği program dâhilinde yürütmek insanın temel görevidir. Çünkü yüce Allah (c.c) onu bunun için yaratmış, emaneti ona yüklemiş, onu yeryüzüne halife kılmış ve bütün varlıkları onun emrine vermiştir. 

Allah-ü Teâlâ hazretleri, hazreti Âdem’den başlayarak her topluma elçiler göndermek suretiyle insanları, kulluk görevini yapmaya çağırmış bu çağrıya uyanlardan hz. İbrahim oğlu hz. İsmail ile beraber ilk olarak Beytullah'ı inşa etmiş. İnşaatın bitiminden sonra Cenab-ı Allah'ın (c.c) "İnsanlar arasında haccı ilan etki gerek yaya olarak, gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler." [Hac/27] emrini alan İbrahim aleyhisselam, insanları hacca çağırmış bu çağrıya uyan müminler Mekke’ye gelip, Kâbe’yi tavaf etmeye başlamışlardır. Hac ve Umre ibadetleri, Kur'an-ı Kerim’in ifadesiyle yeryüzünde "Âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mabet) dir.”(Al-İmran) Yine ibadet niyetiyle ziyaret ederek, orada sünnetle belirlenmiş ibadetleri yerine getirme seyahatidir. Kâbe ki, Allah'ımız oraya "beytim (evim)" unvanını vermiştir. Bundan dolayıdır ki, hal ve durumu müsait olanların ömürlerinde en az bir defa, Beytullah olan Kâbe’yi Hac niyetiyle ziyaret etmeleri farz, en az bir defa da umre niyetiyle ziyaret etmeleri, sünnettir.

Hac kelimesi, lügatte kasd ve teveccüh manasına gelmektedir. Dinî mânâsı ise, belli bir yeri, muayyen bir zamanda, belli hareketlerle ziyaret etmektir.

Belli bir yer; Kâbe-i Muazzama ve Arafat'tır.

Muayyen zaman; Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayının ilk 10 günüdür.

Belli hareketler ise; Kâbe’yi tavaf, Arafat’ta vakfe, say gibi hacca mahsus hareketlerdir.

Allah-ü Teâlâ hazretlerinin, biz kullarına sayısız nimetleri vardır ve kullarının bazen bir yerden bir yere seyahatleri bile O'nun rızası ve emri gözetilerek yapılırsa, bir nimet ve ihsana dönüşür. İşte Hac ve onun küçük örneği Umre seyahatleri, böyle nimet-i ilahi ve ihsan-ı ilahi olarak Rableri tarafından Müslümanlara ihsan ve in'am edilmiş muazzam iki kulluk görevidir.

Kıymetli okuyucularımız Hac ve umre, dini fıkhı yönleriyle hemen hemen her kaynakta detaylarıyla anlatılmaktadır. Biz size, bu ilahi davetin mânevi boyutundan bir nebze bahsetmek istiyoruz. Çünkü hac ve umrenin mânevi boyutu çok mühimdir. Zira Efendimiz aleyhissalatü vesselam hadis-i şeriflerinde; ─Amelin hangisi efdâldir? Diye sordular.

            Allah’a ve Resulüne iman, buyurdu.

            Ondan sonra hangisi? Dediler.

            Allah yolunda cihat, buyurdu.

            Ondan sonra da hangisi?  Diye sordular.

            Makbul (olmuş, içine günah ve riya karışmamış) Hac, cevabını verdi.(Buharı, Müslim)

Bu kutlu seyahate çıkarken, beklenen neticenin ve derilmek istenen hikmetlerin tam olarak elde edilebilmesi için, o beldenin mânevi hizmetkârlarından himmet ve nasihat almak gerekir. Birçok insana belki ömründe bir defa nasip olacak böyle muazzam bir fırsatı heba etmemek için hac ve umre ziyaretlerinde muhakkak gönül sultanlarının reçetelerine ihtiyaç vardır.

Bu sebeple Onun varisi olmuş kıymetli üstadımız Abdullah Gürbüz (KS)Aziz hazretlerinin Hac ve Umre yapacak olan kardeşlerimize bulunduğu tavsiyeler vardır ki, bunlar kişiyi bu mukaddes seyahatini manevi lezzet deryasına çevirecek ilme’l yakinden ayne’l yakine erdirecek, hakikatte Allah’ın sevgilisiyle râm edecek altın değerinde ki öğütleridir; işte bir gönül sultanının irşadı;

            “Kardeşlerim gideceğimiz mukaddes beldenin ev sahibi; Cenab-ı Peygamber (s.a.v) Hazretleri’dir. Onun için oraya gittiğinizde ev sahibi tarafından “Hoş Geldin” hitabına mazhar olmaya çalışın. Secdeye vardığınızda Efendimiz (s.a.v)’in bizi karşılamasını dileyin. “Elini öpüp, nur cemalini görmeyi nasip eyle Ya Rabbi!” diye dua edin. Onu görmek için gözyaşı dökün. Aşk ve Muhabbetle Salât-ü Selam getirin. Edep ve tazim ile Huzuruna durun. Teveccühünü kazanmaya çalışın. Allah-ü Teâlâ Hazretlerini çok zikredin. Mescidi Nebevi de kılınan bir vakit namaz için

Peygamber (s.a.v) Efendimiz:

            “Benim şu (Medine’deki) mescidimde kılınan bir namaz, (Mekke'deki) Mescid-i Haram dışında, diğer mescitlerde, kılınan bin namazdan (sevab cihetinden) daha hayırlıdır. Mescidi Haram da kılınan bir namazda diğer mescitlerde kılınan yüz bin namazdan efdaldir.” (İbn-i Mace h:no 1406)Buyurmuştur.

            Bizler de bunun bilincinde olarak hareket edelim. Kimseyi incitmeyin. Kimsenin hatasını aramayın. Orası alışveriş yapılacak, dünyevi işlerin halledileceği bir yer değil. Orada ne kadar çok Allah’ı zikrederseniz, Rasulullah (s.a.v) Efendimize aşk ve muhabbetle Salât-ü Selam getirirseniz, sürekli Allah-ü Teâlâ ile beraber olursanız; yaptığınız ibadetten o kadar zevk alır, huzur bulursunuz. Allah-ü Teâlâ cümlemize, bu feyiz ve bereket ile Hac ve Umre yapmayı Peygamber Aleyhissalatü-ü vesselam Efendimizin Cemalini görmeyi nasip eylesin!” Diye dua ederdi.

            Yine sohbetinin devamında Haccın manevi boyutundan bahsederek şöyle buyurdular:

Cenab-ı Zülcelâl Hz.lerinin beytine üç zümre çağırılır.

            Birinci zümre Allah-ü Teâlâ hazretlerinin çağırdığı,

            İkinci zümre İbrahim (a.s)’ın çağırdığı,

            Üçüncü zümre ise Şeytan-ı Lâin’in çağırdıklarıdır. Bu sözün hikmet ve manasını inşallah sizlere aşağıda açıklayacağız bunları bilmemiz gerekiyor.

            İbrahim (a.s)’ın çağırdığı zümre;

            Cenab-ı Zülcelâl hazretleri, İbrahim(a.s)’a;

            وَأذِّنْ فِي النَّاسِ  بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجاَلاً وَعَلَى ضَامِرٍ يأتِينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيق.

            “İnsanlar için de haccı ilan et. (insanları alenen hacca davet et ve onlara hacceylemelerini emret.) Gerek yaya, gerek her uzak yoldan gelecek arık develerin üstünde (süvari) olarak sana gelsinler.” (Hac Suresi, ayet 27)

Bu ilâhi emre muhatap olan İbrahim aleyhisselam:

“Ey rabbim! Şimdi ümmet-i Muhammed ruhlar âleminde bulunuyor. Benim ilânımı nasıl işitecek?” demesi üzerine, Allah-ü Teâlâ:

اَلنِّداَءُ مِنْكَ وَالْبَلاَغُ مِنِّي

“Ey İbrahim! Seslenip davet etmek senden, duyurmak benden”Ey Halilim! Sen, tevazuda bulunan, inim inim Allah için inleyen, kullarımı çağır. Âdem (as) ve Havva (yani baban ve annen) o dağda birleşti. O dağda nida et" Buyurdu.

            İbrahim (a.s) Arafat dağına çıktı. Fakat dağdan inilti sesleri yükselmeye başladı. Zira İbrahim (as) Beytullah’ı yaparken o dağdan taş almadığı için, dağ ağıt yakmaya başladı.

            “Ya Rabbi! Senin beytine benim taşımdan almadı. Bu kadar ben enginim. Bu kadar acizim. Ne olur Ya Rabbi” Diye Allah-ü Teâlâ hazretlerine niyazda bulundu.

            Bunun üzerine Cenab-ı Zülcelâl hazretleri, dağa şöyle seslendi:

            ─ “Ey dağ! Bana olan bu muhabbetinden dolayı beytime ibadete gelen insanlar senin huzuruna, senin mevkiine gelmedikleri, vakfeye durmadıkları müddetçe, onların dualarını ve haclarını kabul etmem” buyurunca; dağ bir anda sakinleşti.

İbrahim (a.s) bu müjde üzerine dağa çıktı. Âdem (as)’ın Havva validemiz ile birleştiği yere geldi ve:

يَا أيُّهَا النَّاسُ إنَّ اللهَ قَدْ بَنَى لَكُمْ بَيْتاً فَحُجُّوهُ

 “Ey insanlar! Allah-ü Teâlâ muhakkak sizin için bir ev yaptı. Onu haccediniz.”  diyerek ilân etti. Bu ilan üzerine ruhlar âleminde olan ümmet-i Muhammed, o anda annelerinin karnında bulunanlar, yakındakiler ve uzaktakiler; hulâsa, bu emre muhatap olanların tamamı bu ilanı duydular. Ve ezelde nasibi olanlar kabul edip:لَبَّيْكَ، اللَّهُمَّ لَبَّيْك  “Buyurun Allah’ım emir senindir!” diye her taraftan sedalar yükselmeye başladı. İbrahim (a.s) o kadar sevindi ki; sedalar arttıkça dört bir etrafında dönmeye başladı. “Aman Ya Rabbi!” diye hayrete kapıldı. Cenab-ı Zülcelâl hazretleri nida etti:

            ─ “Ey Halilim! İşte ben O ruhlara duyururum.” buyurdu.

            O anda Şeytan aleyhillane İbrahim (a.s)’ın arkasından dağa koştu. Aynı yere vardı.

            Ey Allah’ı sevenler! Bazen benim emrimi yerine getirenler! Sizler de gelin Allah’ın beytine Ha! Ayrı düşmeyin, onların içinden sakın ayrılmayın Ha! Dedi.

         “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” diye onların sedası da geldi.

           

 

“İnsanlardan bazıları vardır, hiçbir ilme sahip olmadan Allah konusunda mücadele eder ve her inatçı-kaypak şeytanın ardı sıra gider.” (Hac suresi: ayet 3)ayeti muktezasınca hareket ederler. Bu durumu gören İbrahim (a.s) hayret düşer.

O anda Cenab-ı Zülcelâl hazretleri, Cebrail (a.s)’ı gönderir.

            ─Ey Cebrail! Benim de sevdiklerim var. Sen de onları çağır! Buyurdu.              

Cebrail(as):

            Ey Allah’ın sevdikleri” deyince; sadece “Lebbeyk” diye bir ses geldi ve ardından seda kesildi.

            Bunu Peygamber Efendimiz (s.a.v) hazretleri ashabına anlatıyor, Mezhep imamlarımız da anlatıyor. Günümüze kadar gelen rivayetlerdeki bu üç seda nedir?

            Birincisi;

            Helal lokma ile helal rızkla abid olan, ihlâslı olan, hiç kimseyi incitmeyen, kanaatkâr olan, temiz olan, Allah ve Resulü için aşk ve muhabbetle helal parası ile gelenler, İbrahim (a.s)’in nida edipte o nidaya ruhunun cevap verdiği insanlardır.

            İkincisi;

            Şeytanın çağırdıkları insanlardır. Bunlar da; ortağına hile yapan. Kardeşlerinin hakkını yiyen. Bacılarına, kızlarına miras vermeyen. Tarlasında ne bulduysa hepsini alan, hak sahiplerinden kaçıran, faiz yiyen, kumarla, rüşvetle para biriktirenler, (Haram lokma denildiği zaman hepsi girer), Ölçü ve tartılarını düzgün yapmayan , (bir anda köşeyi döneyim) diye hak gözetmeyen“Parası olana farz olur hicaza gitmek, yahu senin de mali durumun iyi sen de hacca git”, derler.

            Ailesinden, oğlundan utanır. Hacıdan, hocadan utanır ve ; “Olur canım ben de gideyim de, iyilerin içerisinde bulunayım. Allah beni affeder”, diye gidenler de şeytanın nida etmiş olduğu insanlardır.

            Üçüncü grup ise;

            Allah’ın (cc) çağırdıklarıdır. Bu konuya bir örnek vererek anlatayım inşallah: Bizatihi buna şahit olduk. Her vazifemizi bitirdik, bayramı yaptık. Üçüncü bayram günü insanlar ellerinde kalan yiyecekleri, içecekleri hep dağıttılar. Yüklerini otobüse koydular. Bir kardeşimiz, aslen Kayserili fakat Ankara’da oturan yaşlı bir Hacı Efendinin yüklerine yardım etti, otobüse yerleştirdi. Ailesini çağırdı ve otobüste yerlerine oturttu. Daha sonra o yaşlı hacı Efendi de gitti ve yere oturdu.

            ─ Hacı Efendi kalk. Hadi otobüse bin!

            ─ Yok, buradan kalkmam, dedi. İmkânı yok kaldırmanın.

            ─ Hacı Efendi, kalk, dedik. Yine:

            ─ Kalkmam, dedi ve şöyle devam etti:

            ─Cesedim burada, ruhumda burada kalacak. Siz gidin, size uğurlar olsun! Ben Allah’ı seviyorum! Allah’(c.c) da beni burada bıraktı! Cesedim de buraya aittir.

            Bu duruma şahit olan orada ki herkes ağlaya, ağlaya bir hal oldu. Dönüş vakit geldi.

            ─Haydi, güle güle! Allah’a emanet olun! dedi.

            Ailesini otobüsle gönderdi. Onlar gittiler, arkasından oracıkta vefat etti. Biz de cenazesini kaldırdık. Cenaze namazını kıldık. Yanımdaki arkadaşlar da o zatın cenazesini gördüler. İşte bunlar da Allah’ın sevdiği insanlardır. Hacca giderken orada ölmekten korkmamalı, hatta hac yolunda ölmeyi ganimet bilmelidir. Efendimiz (S.A.V) “Hacca giderken veya gelirken ölenin, bütün günahları af olur. O kimse, hesaba çekilmeden ve azap görmeden Cennete girer.” (İsfehani) buyurmuştur.

            Hac, dünya Müslümanlarının birbirleriyle bilgi, kültür ve gerçek hayat kaynaklarına yönelik alış-verişler yapmaları ve de gaye birliğine ulaşmaları için bir araya gelmelerini sağlayan en büyük zirve özelliği mânâsını da taşır. Kâbe’ye ulaşan Müslümanlar, tevhit inancının mücessem timsalini oluştururlar. Değişik renk, ırk, kültür, lisan ve medeniyetlerin mümessilleri olmalarına rağmen bütün bunlar herhangi bir ayırıma ve kayırmaya meydan sebep teşkil etmez. Çünkü artık orada nefisler yok olmuş, şahsiyetlerin hükmü sona ermiştir. İnsanlık, tek noktaya; çoklukta birliğe yönelmiştir. Kâbe etrafında tavaf eden insanlar, kurulu kâinat düzenin küçük numunesini temsil ederken aslında her şeyin aynı gaye için koştuğunun bilincine varmamızı bize öğütler.

 Hac, müminlerin kardeşliklerini pekiştirdikleri. Ayrılıkları kaldırıp yok ettikleri. Yeryüzünün her köşesinden gelen kardeşler topluluğunun tek şuura erdikleri. Zengin-fakir, amir-memur demeden tek lügat, iman ve itikatta birleştikleri ve de bütün ırk, renk ve cinsiyetlerin kaynaştığı; tam eşitliğin sağlandığı, başka hiçbir dine nasip olmayan uyum ve ahengin her renginin temsil edildiği yegâne insanlık zirvesidir.

Hacer-ul Esved karşısında selama duran insanlık, bir başka hikmetle karşı karşıyadır. Cansız eşyalara tapma inancını yıkan İslam, yine Allah'ın emri ile bir başka taş parçasına olduğundan fazla değer vererek ya onu öper, ya da onu en azından uzaktan selamlar. Bu da yine her şeyin Allah emriyle hareket ettiğinin ve de herkesin sadece Allah emrine itaatkâr olmasının lüzumunu ortaya koyar. Hz. Hacer validemiz ve insan olarak çaresizliği, Safa ve Merve arasında bir daha yâd edilir.

Say vecibesini yerine getirirken. Ve insan anlar ki, darda kalana gerçek mânâda ancak Allah imdat edebilir, zarar verecek şeylerden de insanı yine ancak Allah beri kılar.

Ya Arafat Meydanı… Yeniden dirilişin sembolü… Günah ve boş şeylerle geçmiş eski yaşamdan sıyrılıp, tertemiz sayfalarla dönüş günü… Tertemiz ve dosdoğru bir hayata yeniden başlayacağına dair Allah'la ahitleri tazeleme makamı…

Üstadım Abdullah Gürbüz (KS) Aziz Hazretleri bir sohbetinde o mübarek beldenin mânevi yönüne işaretlen şöyle buyurmuşlardı:

“Hicaza giden kardeşlerimiz! Umre yapan kardeşlerimiz! Kâbe’de tavaf, Allah rızası için yapılır, farzdır. Kâbe’nin dış kapısından girmeden önce el göğse konur ve selam verilir. Niyet edilir. “Senin rızan için itikâfa girdim” denilir. Dünya kelamı konuşulmaz. Bir ihtiyaç için dışarı çıktığınızda itikâftan çıkmış olursunuz. Gelince yine aynı şekilde niyet alınır ve ibadetlere devam edilir.

             Bu itikâfın hikmeti; Rüknü Yemani ile Hacer-ül Esved arasında yetmiş peygamber vefat etti. İtikâfta ruhunu teslim eden peygamberler bu hal üzereydi. Onun için bu şekilde itikâfa girilir. Kimin için tavaf yapılacaksa; niyet edilir. Tavafı da sırasıyla Kendimiz için, Peygamber Efendimize (sav) Diğer Peygamberlere Halifelere, Sahabelere, Ehlibeyt ve bütün hanım Evliyalara Mezhep İmamlarımıza, Piranlara, Bütün Evliyalara, Üçler, Yediler, Kırklar, Ricalü Gayb Erenlere, Lailahe İllallah Muhammeden Resulalllah diyen; Üzerimizde Hakkı bulunan, selam alıp verdiğimiz bütün Ümmet-i Muhammede hediye ediyorum sen vasıl eyle Ya Rabbi! Diye dua edin.

            Hep görüyoruz, insanlar; anneleri, babaları ve yakınları için tavaf ediyor, hac ve umre yapıyorlar. Rasulullah (s.a.v) Efendimiz bizim için (Ümmeti için) hac ve umre yapmış, kurban da kesmiştir. Âcizane bizler de onun için hac ve umre yapıp, nefsimize bunu kabul ettirebilirsek, şükretmemiz lazım.

            Tavaf ve Say Esmaları şunlardır:

            1.  La İlahe İllallah (1.şaft)

            2.  Allah Allah Allah Allah (2.şaft)

            3.  Hu Hu Hu Allah (3.şaft)

            4.  Hay Hay Hay Allah (4.şaft)

            5.  Hak Hak Hak Allah (5.şaft)

            6.  Kayyum Kayyum Kayyum Allah (6.şaft)

7.       Kahhar Kahhar Kahhar Allah (7.şaft)

            Hacerül Esvede varılıp tekbir getirdikten sonra tavaf duası okunur. Tavaf esması söylenerek Kâbenin etrafında dolaşılır. (Say yaparken de aynen yapılır)

            Rüknü Yemani’ye gelince (Bismillahi-Allah-u ekber) tekbir getirilir. Salâvat-ı şerife söylenir.

            Hacerül Esvede gelince, Rabbena duaları okunur.

            Yedi şafttan sonra kenara çekilip 2 rekât namaz kılınır. 3 İhlâs 1 Fatiha ile kimin için yapmışsak; ona bağışlanır.

“Evladım, bu mübarek beldeye saniyede yüz yirmi rahmet iner. Altmış tanesi tavaf edene, yirmi tanesi Kâbe’yi nazar edene, yirmi tanesi namaz kılana, yirmi tanesi de Safa ile Merve arasında Say edene iner.

Cenab-ı Zülcelâl Hz.lerine Hamd edelim, şükredelim, zikredelim. Peygamber Aleyhissalatü vesselam Efendimizi çok sevelim. O’na salât-ü selam getirelim.

Kâbe-i Muazzama’ya bakarken o bir nurdur. O nuru gözüne çek! Sonra gözünü kapat ve içine dök! Bunu defalarca yap! Nur ruhuna nakşolunur. Allah-ü Teâlâ Zikredilir.

“Ya Rabbi! Baş açık, yalın ayak huzuruna geldim! Malımı, mülkümü, evladı iyalimi, her şeyimi bıraktım. Ben şimdi ölüm anında, mahşer yerinde gibiyim. Ne olur günahlarımı affeyle!” diye dua ve niyazda bulunun.

Kıymetli hacı adayı kardeşlerimiz;

Rabbim lütfeder ve o mukaddes beldeye varırsanız, sizin vasıtanızla Peygamberimize diyeceklerimiz vardır sizden isteğimiz bu emaneti Efendimize iletmenizdir.

Gideceğiniz yer Allah’ın nazargâhı, Muhammed-ül Mustafa’nın makamıdır. Gideceğiniz yer, meleklerin tavaf yeri ve bütün nebilerin göründüğü yerdir. Gideceğiniz yer hikmetin kudretin kaynağı olan bir yerdir. Bu seçkin cemaate bu ruhu, bu anlayışı bu kabiliyeti veren, bütün insanlığın önderi âlemlere rahmet olarak gönderilen Muhammed-ül Mustafa’nın mânevi huzuruna varınca gözleriniz çakmak çakmak olup sular akmaya başlayınca bizlerden yanık gönüllü ümmetinden selamlarımızı söyleyin ve deyin ki:

Ey Allah’ın resulü biz sana geldik. Senin kabrinin ziyaretçileriyiz. Uzak yerlerden, uzak ülkelerden geldik. Senin üzerimizde ki hakkını yerine getirmek için geldik, Yüzümüz yok fakat merhamet ve acıma hissin bizi buraya getirdi. Hatalarımız bellerimizi kırdı. Günahlarımız sırtlarımıza ağır geldi. Senin elinde bulundurduğun dünya’yı şimdi biz kalplerimizde tutuyoruz. Senin getirdiğin esasların çoğu ümmetin olan bizler tarafından yaşanmıyor artık. Gözlerimiz yaşarmıyor. Kalplerimizde merhametin izleri de kalmamış. İşte acizleşmiş, günah deryasına yuvarlanmış bir kimse olarak sana geldik. Rabbimizin bir ayeti, senin yanına gelmeye bize cesaret verdi “Eğer onlar, kendilerine yazık ettikleri zaman sana gelseler, Allah’tan mağfiret dileselerdi, onlara (sen) peygamberde mağfiret isteyiverseydin. Elbette Allah’ı tövbeleri hakkıyla kabul edici, çok esirgeyici bulacaklardı” (Tövbe64) İşte bizler, senin getirdiğin davaya altı yüz yıl hizmet etmiş onların torunları olan bizler bu itiraflarımızla sana geldik ve emanet selamları tebliğ etmek için içimizi döktük,  Ey Allah’ın Resulü!

Yolunuz açık olsun, günahlarınız mağfur olsun, haccınız ve amelleriniz kabul olsun. Sağlık ve sıhhat içerisinde tekrar aile ocağına dönmeyi Rabbim lütfetsin.

             

           

 
 
       
44. Sayı Lamelif Dergisi (Mayıs 2011)
43. Sayı Lamelif Dergisi (Nisan 2011)
42. Sayı Lamelif Dergisi (Mart 2011)
41. Sayı Lamelif Dergisi (Şubat 2011)
40. Sayı Lamelif Dergisi (Ocak 2011)
39. Sayı Lamelif Dergisi (Aralık 2010)
 Tüm Sayılarımız
 
Sizde Görüşlerinizi Bildirmek İçin Tıklayınız
 
 
Lamelif Dergisi © Tüm hakları gizlidir Ana Sayfa | Hakkımızda | Dergiler | Galeri | Ziyaretçi Defteri | İletişim Designed by DP AJANS