Ana Sayfa | Hakkımızda | Dergiler | Galeri | Sizden Gelenler | İletişim
 
 
     
10. Sayı Lamelif Dergisi (Temmuz 2008))
 
 
Dergiler / 10. Sayı Lamelif Dergisi (Temmuz 2008)) / İSLAM BÜYÜKLERİ / Şeyh Ebul Hasan Ali Şazeli (ks)
10. Sayı Lamelif Dergisi (Temmuz 2008)) / İSLAM BÜYÜKLERİ / Şeyh Ebul Hasan Ali Şazeli (ks)
İSLAM BÜYÜKLERİ / Şeyh Ebul Hasan Ali Şazeli (ks)

“O büyük velilerden olup, hadis âlimidir.

  Ehl-i beyti Resul’den olup, şeriflerdendir.”

 

 

Şazeliyye tarikatının kurucusu, zamanının kutbu, Rasulullah’ın (sav) yüce ve nurlu soyunun temsilcisi, evvel ve ahir Allah dostu, din ve fen ilimlerinin eşsiz âlimi, Tasavvuf deryasına dalmış ve tasavvuf yolunun yılmaz neferlerinden olmuş, Rasulullah (sav)’in sünnetlerinden bir nebze ayrılmamış, dünya ile ukbayı bir arada yaşamış ancak Hakk’tan başka dayanak aramamış bir Hakk aşığı olan Ebu’l Hasen-ı Şazeli Hazretlerinin, tam ismi Ali bin Abdullah bin Abdülcebbâr, künyesi Ebu’l Hasen, lakabı Nûreddîn’dir. Peygamber Efendimizin (sav) torunu Hz. Hasan’ın (ra) soyundan gelmiştir.

Hicri 592 (Miladi 1196) yılında, Kuzey Afrika’da Tunus’un Cebel-i Zafrân bölgesinde, Sebze Boğazı civarında Gammare nahiyesinin Şâzeli kasabasında dünyaya teşrif etmiştir. Bu bölgede doğduğu için Şâzeli adıyla meşhur olmuştur.

Küçük yaştan itibaren doğduğu Şâzeli kasabasında ilim öğrenmeye başlayan Ebü’l Hasan-ı Şazeli Hazretleri, dini ilimlerin yanında fen ilimlerini de öğrenmiştir.

Özellikle kimya ile ilgili bilgiler üzerinde yoğunlaşmış ve bu alanda önemli bir birikime sahip olmuştur. İlmi tahsil noktasında önemli bir gayret gösterdiği gibi, daha fazla bilgi sahibi olmak için Cenab-ı Hakk’a dua ve niyazda bulunmuştur.

Tefsir, hadis, fıkıh, usul, nahiv, sarf, lügat ilimleri gibi din ilimlerinin hepsinde mütehassıs ve derin âlim olmasının yanında, zamanın fen ilimlerinin de inceliklerine ve sırlarına kavuşarak yüksek âlim olmuştur. İleriki senelerde ilme ve ilmi eserlere olan düşkünlüğünden dolayı gözlerini kaybettiği rivayet edilmiştir.

Tefsir, hâdis, fıkıh, usul, nahiv, sarf, lügat ve zamanın fen ilimlerinde de son derece yüksek olan Ebü’l Hasan-ı Şazeli Hazretleri; “Her istediğim zaman, Rasulullah Efendimizi baş gözümle görmezsem, kendimi O’nun ümmeti saymam.” buyurarak tasavvuftaki derecesini ifade etmiştir.

Zahirî ilimlerde bu derece yüksek olan Ebü’l Hasan-ı Şazeli Hazretleri, tasavvufa karşı da alâka duymuştur. Bu esnada aldığı manevî bir işaretle, tasavvuf yoluna yönelmiştir. Birçok velinin sohbetinde bulunup, onlardan istifade etmeye çalışmıştır. Bu sebeple pek çok seyahat yapmıştır.

Zamanın en büyük velisini aradığı sıralarda Irak’a giderek, buradaki âlimlerden Ebü’l Feth Vâsıtî’nin sohbetlerinde bulunmuştur. O sohbetlerden birinde, Ebü’l Feth Vâsıtî Hazretleri O’na dönerek; “Sen O’nu Irak’ta arıyorsun. Hâlbuki aradığın kimse, Senin memleketindedir. Oraya dön, orada bulacaksın.” buyurunca, memleketine geri dönmüştür.

Büyük velilerden olan İbn-i Meşîş Hazretleri,  memleketi Rabat (Ribâte)’taki bir mağarada yaşamaktaydı. Ebü’l Hasan-ı Şâzeli Hazretleri; Şerif Ebu Muhammed Abdüsselâm ibn-i Meşîş-i Hasenî Hazretlerinin, aradığı zât olduğunu anlayınca, O’nun huzuruna çıkmak için, dağ eteğinde bulunan çeşmeden gusül abdesti aldı. Kendindeki bütün meziyetleri ve üstünlükleri unutarak, yani tam bir boş kap gibi ve ihtiyaç içinde huzurlarına doğru yürüdü.

İbn-i Meşîş Hazretleri de mağaradan çıkmış, aynı şekilde O’na doğru yürüyordu. Karşılaştıklarında üstadı İbn-i Meşîş Hazretleri selam verip, Rasulullah Efendimize kadar uzanan nesebini tek tek saydıktan sonra Şazeli Hazretlerine  “Ya Ali, bütün ilim ve amelinizden soyunarak tam bir ihtiyaç ile buraya çıktınız ve Bizdeki dünya ve ahiret servetini ve zenginliğini aldınız.” buyurdu.

Ebü’l Hasan-ı Şazeli demiştir ki: “O’nun bu hitabından sonra, Ben de fevkalade bir korku hâsıl oldu. Hakk Teâlâ; kalp gözümü açıncaya kadar mübarek huzurlarında oturdum. Sohbetlerine devam ettim.”

Ebü’l Hasan-ı Şazeli, üstadının yüksek derecesini bildirirken şöyle buyurmuştur:

Bir gün üstadımın huzurunda oturuyordum. Kendi kendime; “Acaba üstadım İsm-i Azam’ı biliyor mu?” dedim. Bu düşünce ile meşgul iken dış kapıda bulunan oğulları, Bana bakıp dediler ki;

“Ey Ebü’l Hasan-ı Şazeli, şeref ve itibar İsm-i Azam’ı bilmekle değil, belki İsm-i Azam’a mazhar olmakladır.”

Ebü’l Hasan-ı Şazeli Hazretleri; tasavvufta Sırrîyi, Sekatî ve Seyyid Ahmed Rufai Hazretlerinin yollarından feyz almıştır. İbn-i Meşîş-i Hasenî’nin hizmetinde ve sohbetinde bulunarak velilik derecesine kavuşmuştur.

Ebü’l Hasan-ı Şazeli’nin üstadına olan teslimiyeti tam ve mükemmel bir hâle gelince, karşılaşacağı birçok sıkıntıları, üstadı kendisine haber verip şöyle vasiyet etmiştir:

“Hak Teâlâ’yı bir an unutup gaflette olma. Dilini halkın diline ve kalbini halkın kalbine benzetmekten sakın. Bütün uzuvların ile İslâmiyet’e uy. İslam’a uygun olmayan şeylerden sakın. Farzları yerine getirmeye devam et. İşte o vakit Allah’ın veliliği Sende tamam olur. Allah’ın haklarını yerine getirmekten başka hiçbir şeyi halka hatırlatma. İşte o zaman vera ve takvaya yani haram ve şüphelilerden kaçmaya tam uymuş olursun.”

Ebü’l Hasan Ali Şazeli Hz.leri, memleketine döndükten sonra öğrendiklerini insanlara anlatmaya ve onları doğru yola davet etmeye çalışmıştır. Kısa zamanda şöhretinin yayılması ve çevresinde büyük toplulukların oluşmaya başlamasıyla birlikte, üstadının haber verdiği sıkıntılar açıkça meydana gelmeye başlamıştır. Büyük sıkıntılar çekmiş, hatta bir süre sonra da memleketini terk etmek zorunda kalıp, Mısır’ın İskenderiye şehrine hicret etmiştir. Burada da halk arasındaki itibarı giderek artmış ve birçok tanınmış âlim, Şazeli Hazretlerinin ilminden istifade etmek ve kendisiyle görüşmek için yanına gelmiştir.

            Devrin büyük âlimlerinden olan; İzzeddîn bin Abdüsselâm, Takıyyüddîn bin İbn-i Dakîk-ül Iyd, Abdülazîm Münzirî, İbn-üs Salâh, İbn-ül Hâcib, Celâleddîn bin Usfûr, Nebîhüddîn ibni Avf, Muhyiddîn bin Sürâka ve Muhyiddîn-i Arabî’nin talebesi el Âlem Yâsîn bunlar arasındaydı. Ayrıca Kâdı’l Kudât Bedreddîn ibni Cemâ’a da Şazeli Hz.lerinin sohbetlerine kavuşmakla iftihar etmişlerdir. Ebü’l Hasan-ı Şazeli Hazretleri, Ebü’l Abbas-ı Mürsî gibi evliyanın büyüklerinden olan talebeler de yetiştirmiştir.

Ebü’l Hasan Ali Şazeli Hz.leri, talebelerine ders verirken;

“Yolumuzun esası beş şeydir:

1) Gizli ve aşikâr, her hâlükârda Allah’tan korku hâlinde olmak.

2) Her hal ve ibadetinde, Peygamberimizin (sav) ve ashabının (ra) gösterdiği doğru yola uyup, bid’at ve sapıklıklardan sakınmak.

3) Bollukta ve darlıkta, insanlardan bir şey beklememek.

4) Aza ve çoğa razı olmak.

5) Sevinçli veya kederli günlerde Cenab-ı Hakk’a sığınmak.” buyurmuştur.

Ebü’l Hasan Ali Şazeli Hz.leri; tabi olanlarına ve ilminden istifade etmek isteyenlere, dünyevi işleriyle dini ibadetlerini birleştirecek ve birlikte sürdürecek tarzda telkinlerde bulunmuştur. Dünyevi işlerini tamamen bırakıp hizmetinde olmak ve sürekli yanında bulunmak isteyenlere, eskisi gibi dünyevi işlerini sürdürmelerini nasihat etmiştir. Maddi yardımlardan mümkün mertebe sakındığı gibi, idarecilerin dergahlarına yardım etme tekliflerini de kabul etmeyerek geri çevirmiştir.

Ebü’l Hasan Ali Şazeli Hazretleri, müntesiplerine; hal ve hareketlerine sünnete zıtlık teşkil etmeyecek şekilde yön vermelerini ve aykırı düşmemelerini tembihlemiş ve bu duruma aykırı düşecek her türlü faaliyetin sünnete uygun hale getirilmesini istemiştir.

Bir gün Ebü’l Hasan Ali Şazeli Hazretleri, zühdden yani dünyaya rağbet etmemekten bahsediyordu. Fakat üzerinde yeni ve güzel bir elbise vardı. O mecliste üzerinde eski elbiseler olan bir fakir; kalbinden;

 “Ebü’l Hasan, hem zühdden anlatıyor, hem de üzerinde yeni elbiseler var. Bu nasıl zahidliktir? Hâlbuki asıl zahid benim.” diye geçirince, bu kimsenin kalbinden geçenleri anlayan Ebü’l Hasan-ı Şazeli Hazretleri, onu yanına çağırarak;

“Senin üzerindeki elbiseyi görenler, seni zâhid sanarak hürmet ederler. Bundan dolayı sende bir gurur, kibir hâsıl olabilir. Hâlbuki Benim üzerimdeki elbiseyi görenler, zâhid olduğumu anlayamazlar. Böylece Ben, hâsıl olacak gururdan kurtulurum.” buyurmuştur. Bunu dinleyen fakir, yüksek bir yere çıkarak oradaki insanlara;

“Ey insanlar! Yemin ederim ki biraz önce kalbimden, Ebü’l Hasan Hazretleri hakkında uygun olmayan şeyler düşünmüştüm. Kalbimden geçeni anlayarak, beni huzurlarına çağırıp nasihat ettiler. Şimdi hakikati anlamış bulunuyorum. Şahit olunuz ki huzurunuzda tövbe istiğfar ediyorum” deyince, Ebü’l Hasan Ali Şazeli Hazretleri o kimseye yeni bir elbise giydirip; “Allah sana seçilmişlerin muhabbetini versin. Sana hayırlar, bereketler ihsan eylesin.” diye dua eylemiştir.

 

Devam edecek…

 

 

 
 
       
44. Sayı Lamelif Dergisi (Mayıs 2011)
43. Sayı Lamelif Dergisi (Nisan 2011)
42. Sayı Lamelif Dergisi (Mart 2011)
41. Sayı Lamelif Dergisi (Şubat 2011)
40. Sayı Lamelif Dergisi (Ocak 2011)
39. Sayı Lamelif Dergisi (Aralık 2010)
 Tüm Sayılarımız
 
Sizde Görüşlerinizi Bildirmek İçin Tıklayınız
 
 
Lamelif Dergisi © Tüm hakları gizlidir Ana Sayfa | Hakkımızda | Dergiler | Galeri | Ziyaretçi Defteri | İletişim Designed by DP AJANS