Ana Sayfa | Hakkımızda | Dergiler | Galeri | Sizden Gelenler | İletişim
 
 
     
23. Sayı Lamelif Dergisi (Ağustos 2009)
 
 
Dergiler / 23. Sayı Lamelif Dergisi (Ağustos 2009) / MÜMİNE ANNELERİMİZ / Hazreti Sare Annemiz
23. Sayı Lamelif Dergisi (Ağustos 2009) / MÜMİNE ANNELERİMİZ / Hazreti Sare Annemiz
MÜMİNE ANNELERİMİZ / Hazreti Sare Annemiz

HZ. İBRAHİM’İN MÜBAREK EŞİ: Hz SARE

Kur'an ve Sünnet’te, imanını, iffetini koruma ve eşine destek olma konularında örnek gösterilen mübarek, fedakâr annelerimizden birisi de Sâre Hatun’dur. Sare Validemiz İbrahim (as)’ın eşi, İshak (as)’ın annesidir. Hz. Sare güzelliğinin yanında; Firavun’a karşı namusunu koruma ve fedarkarlıklarıyla bilinir. O’nun doğumu, ailesi, nesebi hakkında kaynaklarda herhangi bir bilgi mevcut değildir. Sunmaya çalıştığımız bilgiler de İbrahim (as) ile evlenmesinden sonrasını anlatır.

Hz. İbrahim, Irak'ta Babil yöresinde peygamber olmuş ve kendisini İlânlık iddiasında bulunan hükümdar nemrudu Hak Din’e çağırmıştı. Nemrud, yönetimi kaybetme korkusuna kapılınca, İbrahim (as)'ı ateşe atarak yok etmek istemiş; Yüce Allah O’nu ateşte yanmaktan koruyarak, Nemrud ve adamlarını sinek ordusu ile helak etmiştir. Bu acı olaylar yaşanırken Hz. İbrahim’in yanında O’na iman eden, seven ve destekleyen bir kadın vardı. Bu kadın O’nun gibi büyük bir peygamberin eşi olmakla şereflenen; melekleri görmeye dayanıp, İlahi olaylara tanık olan Sare Validemizdir.

İbrahim (as), eşi Sare ve yeğeni Lut Peygamber ile birlikte Nemrud’un ülkesinden uzaklaşmışlardı. Lut Aleyhisselam ile yollarını ayırıp, Kenan diyarında ilerliyorlardı. Filistin civarında bir bölgeye geldiklerinde, Cebrail (as)’ın şu sözlerini işitti: ” Bu ülkeyi yüce Allah Senin nesline verdi” Bu habere çok sevinen İbrahim Aleyhisselam, eşi Sare’yi müjdeledi ancak; Hz. Sare2nin bu müjdeli haberle üzüntüsü bir kat daha arttı. Çünkü çocukları olmuyordu. Şöyle seslendi: “Ey İbrahim! Benim hiç oğlum olmadı. Olacağını da sanmam. Bu durumda Bizim soyumuz nasıl bu memlekete sahip olacaktır?” İbrahim Aleyhisselam; “Ey Sare! Sabırlı ol. Bu müjdeyi Bize ulaştıran Rabb’imiz elbette Seni bir evlatla mutlu kılacaktır.” İbrahim (as); anlayışlı ve eşine sadık bir kocaydı. Karısını bu evlat meselesinde asla incitmiyor; sürekli teselli ediyordu. Kendi üzüntüsünü içine gömüyor, her fırsatta anne olamamanın acısıyla yüreği kavrulan eşinin gönlünü ferahlatmaya çalışıyordu.

Hz. İbrahim, kafilesiyle birlikte Mısır sınırlarından giriş yaparlarken, burada yabancı olduklarının anlaşılacağının farkındaydı. Öte yandan Sare Validemiz, çok iyi huylu yumuşak ve itaatkâr bir kadın olduğu kadar; yüzü de çok güzel ve dikkat çekiciydi. Burası Firavun’un ülkesiydi ve Allah-u Teâlâ’ya şirk koşan bir hükümdar olan bu adam, elbette dilerse hoşuna giden bir kadının kocasını öldürtüp ona sahip olabilirdi. Bunu bir peygamber ferasetiyle bilen İbrahim Aleyhisselam, Sare’ye kendisi hakkında bir şey soran olursa kardeş olduklarını söylemesini tembih etti. Rasulullah (sav) Efendimiz konuyla ilgili buyurdular ki: "İbrahim Aleyhisselam sadece üç yalan söylemiştir: Bunlardan ikisi Allah'ın zatıyla ilgili; biri... sözüdür; diğeri de... sözüdür. Bir tanesi de zevce-i pakleri Sare Hatun hakkındadır. Hz. İbrahim zalim birinin diyarına (Mısır'a) beraberinde Sare de olduğu halde gelmişti. Sare güzel bir kadındı. Sare'ye: "Bu cebbar herif, bilirse ki Sen karımsın, Senin için Bana galebe çalar. Eğer Sana soracak olursa, kız kardeşin olduğunu söyle! Çünkü Sen, zaten İslam yönünden kardeşimsin, din kardeşiyiz. Ben yeryüzünde Senden ve Benden başka bir Müslüman bilmiyorum" dedi. (Ebu Hureyre)

Hadisi şerifte belirtilenler aynen oldu ve şehre çok güzel bir kadının geldiğini duyan Firavun, ona sahip olmak için adamlarını gönderdi. İbrahim Aleyhisselamı yanına çağırdı. İbrahim (as): “Senin yanındaki kadın kim?” sorusuna “Kız kardeşim.” dedi. Firavun, “Bana O’nu yolla.” dedi. O da Sare’ye durumu izah etti. Zalim adamla aralarında geçen konuşmada söylediklerini boşa çıkarmamasını istedi. Sare Validemiz: “Peki!” dedi. Yalnız, içini sıkıntı kapladı. İbrahim (as) secdeye kapanmış acı içinde dua ediyordu. Her şeyini paylaştığı, gözünün ışığı karısını koruması için Allah’a yalvarıyordu. Firavun Sare’ye elini uzattığı ve dokunmak istediği an; O da öyle bir inançla ve teslimiyetle Rabb’ine yalvarmaktaydı ki, Rasulullah (sav) Efendimiz bu durumu şöyle anlatır:   Sâre kalkıp abdest aldı ve namaz kılıp şöyle dua etti: "Ey Allah’ım! Ben Sana ve Senin peygamberine iman etmiş ve iffetimi kocam dışında herkesten korumuşsam, Bana bu kâfiri musallat etme" Kralın nefesi kesildi ve çırpınmaya başladı. Bunun üzerine Sâre, "Allah’ım, eğer bu adam ölürse Sâre öldürdü derler, bu yüzden ölmesini istemiyorum" deyince kral canlandı ve bu durum üç kere yenilendi. " (Buhârî, Buyû, 100, Enbiyâ, 8, Hibe, 36.) Firavun yaşadığı bu dehşetli hadiseden sonra Sare Validemizin sıradan bir kadın olmadığını; asalet sahibi, Saliha ve yüce bir kadın olduğunu anladı. Bunun üzerine Sara Validemize hitaben; “Sana bir cariye bağışlıyorum.” dedi ve birçok hediye ile onları ülke dışına çıkardı. Burada asıl tecelli şuydu ki; sanki buraya cariye olarak hediye edilen Hacer Validemizi almaya gelmişlerdi.

 Hz. Sare, iyi huylu, güzel ahlaklı bir köleye sahip olmanın rahatlığıyla ülkesine dönüyordu. Belki de artık istediği gibi zeki, anlayışlı ve teslimiyeti yüksek derecelerde olan bir cariyeye kavuşmuştu.

Yanlarında cariyeleri Hacer olmak üzere tekrar yola koyuldular. Bu yolculukları esnasında zaman zaman Allah-ü Teâlâ’dan bazı nidalar duyarak çok geniş topraklara ve zürriyete sahip olacaklarına dair müjdeler alıyordu Hz. İbrahim. Bunun nasıl olacağını bilmiyordu. Yaşlanmışlardı, çocuk sahibi olma yaşını çoktan geçmişlerdi fakat henüz evlatları yoktu. İbrahim Aleyhisselam; “Ya Rabbi! Bu dünyadan çocuksuz olarak mı göçüp gideceğim.” diye Cenab-ı Hakk’a iltica da bulunuyordu. Yatağından kalkıp dışarı çıktı: “Senin neslin gökyüzündeki sayısız yıldızlar gibi çok olacaktır.” diye seslenildiğini işitti. İçi huzurla doldu. Güneş batmış, hava kararmıştı. Sare Validemizin çadırına doğru ilerlerken gözü, aşağıdaki derede çocuklarını yıkayan bir adama takıldı. Çadıra geldiğinde Sare’yi ağlarken gördü. O, hâlâ Sare Validemizin üzülmemesi için uğraşıyordu: “Sabredelim. Elbette bir gün Bizim de olur”, dedi. O’nun bu teslimiyet ve sabrına Sare Validemiz artık karşılık vermek, bir fedakârlık etmek istiyordu ve şöyle söyledi:

- Artık yaşlandım. Yaşım sekseni aştı. Artık belli oldu ki Yüce Allah Bana bir evlat vermeyecek. Benim yüzümdense eğer Senin evlat sahibi olamaman, varsın o evlat Benden olmasın.

- Senden olmasın mı? Nasıl olur!

- Belki bir cariyeden olur. Ben ona da razıyım. Düşündüm Senin bir evlat sahibi olman için karara vardım.

- Nasıl bir karar bu?

- Mısır’da firavunun Bana hediye ettiği cariyeyi eş olarak almanı istiyorum.

 -O’nu Sana veriyorum. O’nun doğuracağı çocuğu kendi çocuğum gibi sevip evlat hasretini giderebilirim. Kendi çocuğum gibi sever büyütürüm. Yoksa bu evlat hasreti Bana da Sana da çok dokunuyor…

İbrahim (as) bunun İlahi bir teklif olduğunu biliyordu. Teklifi kabul etti. Bu Hz. Sare’nin büyüklüğü, sevgisi, fazileti ve özverisiydi…

Hz. Sâre'nin büyük bir fedakârlık yaparak, çocuğu olmadığı için kocasına cariyesi Hacer'i hediye etmişti. Ancak Hz. İsmail'in doğumu üzerine üzüntüye kapılmış ve kıskanmıştı. Çünkü kendisi sürekli bir çocuk özlemi içinde idi. İşte, kendisi 90, eşi İbrahim ise 120 yaşlarında bulunduğu bir sırada Allah-ü Teâlâ Hazretleri kendilerine önce Hz. İshak'ın, daha sonra da torunları Hz. Yakub'un dünyaya geleceğini haber verdi. (Hâkim; Hûd, 11/71.)

Artık çocuk sahibi olmaktan fizik, biyolojik ve tıp bakımından ümit kesilen bir çağda İbrahim (as) ve Sâre Validemize bir çocuk, arkasından bir torun sahibi olma müjdesinin verilişi Kur'an-ı Kerîm'de şöyle anlatılır:

Hz. İbrahim ve yakın akrabası olan Lût (as) aynı dönemin peygamberleridir. Lût (as)'in kavmi eşcinsellik sapıklığına tutulmuş ve İlâhi gazabı üzerlerine çekmişlerdi. İşte Hz. Lût'a kavminin helak olacağını bildirmek ve bu helâkı yerine getirmek için, bir grup melek önce İbrahim (as)'ın evine gelirler. Bunlar insan suretinde, genç delikanlılar görünümünde idiler. Önlerine konulan yemeği yemediklerinde İbrahim (as) Onların normal insan olmadıklarını anladı ve korkuya kapıldı. Hz. Sâre'de Onlara ayakta hizmet ediyordu. İşte bu misafirler kendilerinin melek olduğunu açıklayarak, aileye katılacak bebeği şöyle haber verdiler:

"Elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjde ile gelip, "selâm" dediler. O da "selâm" dedi ve hemen gidip Onlara kızartılmış bir buzağı getirdi. Fakat Onların o buzağıya el sürmediklerini görünce, tuhafına gitti ve içinde Onlara karşı bir korku uyandı. Onlar; "Korkma! Biz Lût kavmine gönderildik" dediler. İbrahim'in (hizmet için) ayakta duran karısı (Sâre) güldü. Biz de O’na İshak'ı, ardından da torunu Yakub'u müjdeledik. Kadın "Vay başıma gelene" dedi, "Ben yaşlı bir kadın, şu kocam da yaşlı bir adam iken Ben mi çocuk doğuracak mışım? Bu doğrusu şaşılacak bir şey" Melekler: "Ey evin hanımı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken, Allah'ın işine nasıl şaşarsın? O Allah, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur" dediler." (Hûd, 11/69-73.)

Sonuç olarak gençlik yaşlarında çocuk dünyaya getirmemiş olan Sâre Validemiz Yüce Allah'ın dilemesi ile Hz. İshak'ı dünyaya getirmiştir.

Allah-ü Teâlâ, Hz. İbrahim'in, fedakâr eşinin dünyadaki ödülünü yaşlılıkta kendisine bağışladı ve melekler vasıtasıyla O’na, peygamberlik şerefine nail olacak evlâtların müjdesini verdi. Allah-ü Teâlâ Onların ahlakıyla ahlaklanmayı nasip eylesin.

 

      İlel cenneti ebeda…

 

 

 

 
 
       
44. Sayı Lamelif Dergisi (Mayıs 2011)
43. Sayı Lamelif Dergisi (Nisan 2011)
42. Sayı Lamelif Dergisi (Mart 2011)
41. Sayı Lamelif Dergisi (Şubat 2011)
40. Sayı Lamelif Dergisi (Ocak 2011)
39. Sayı Lamelif Dergisi (Aralık 2010)
 Tüm Sayılarımız
 
Sizde Görüşlerinizi Bildirmek İçin Tıklayınız
 
 
Lamelif Dergisi © Tüm hakları gizlidir Ana Sayfa | Hakkımızda | Dergiler | Galeri | Ziyaretçi Defteri | İletişim Designed by DP AJANS