Ana Sayfa | Hakkımızda | Dergiler | Galeri | Sizden Gelenler | İletişim
 
 
     
6. Sayı Lamelif Dergisi (Mart 2008)
 
 
Dergiler / 6. Sayı Lamelif Dergisi (Mart 2008) / ÜSVE-İ HASENE / Peygamber Efendimizin (sav) Ahde Vefası
6. Sayı Lamelif Dergisi (Mart 2008) / ÜSVE-İ HASENE / Peygamber Efendimizin (sav) Ahde Vefası
ÜSVE-İ HASENE / Peygamber Efendimizin (sav) Ahde Vefası

“Ahdi de yerine getirin. Çünkü verilen sözde elbette sorumluluk vardır.” (İsrâ, 34)

İmanın insana kazandırdığı hasletlerden biri de ahde vefadır. Ahde vefa; kulun Allah'a, ümmetin peygamberine, dostun dos­tuna, aile fertlerinin birbirine, milletin vatanına sevgi ve sadakatidir.

 Ayet ve hadislerde olgun müminlerin sıfatları arasında ahde vefa zikredilmiş, pek çok ayet-i keri­meyle de bu hususun üzerinde durulmuştur. Bunlardan birinde Allah-û Teâlâ şöyle buyuruyor.

“Şüphesiz, Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir karşılığa değişenler var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır.” (Al-i İmrân-77) Allah’a karşı ahitlerini hiçe sayanların âhirette hiçbir nasip alamayacakları haber verilmiş ve verdikleri sözü yerine getirmeyenler bozguncu (fasık) olarak nitelendirilmişlerdir: O halde ahde vefa, salih amel ve itikatla olgunlaşan kâmil müminin en bariz sıfatıdır.

Peygamber (sav) Efendimizin vefa ve sadakatle dolu hayatı da önümüzdeki en güzel örnektir. Rasulullah (sav)’ın daima verdiği sözü yerine getirmesi, Onun inkârcılar arasında bile “el-Emîn” (güvenilir, sözünde duran) sıfatıyla anılmasına ve onun doğruluğunu kafirlerin dahi tasdik etmesine sebep olmuştur. Kayser'in Ebu Süfyan'a, Peygamber Efendimiz hakkında sorduğu sorulardan birisi de Efendimizin sözünde durup durmadığı olmuştur. Ebu Süfyan bile, Efendimiz'in (sav) hiçbir sözünden dönmediğini itiraf etmek mecburiyetinde kalmıştır.

Fahri Kainat Efendimiz (sav) verdiği sözde duran, yaptığı anlaşmaya bağlı kalan en büyük insandır. Bu hususta dostunu da, düşmanını da ayırt etmemiştir. Dostuna verdiği bir sözde durup, onu yerine getirdiği gibi, düşmanlarıyla yaptığı anlaşmaya da sadık kalmış, her ne pahasına olursa olsun, aykırı hareket etmemiştir.

Verilen sözden caymanın Müslüman’a yakışmayacağını gösteren bir diğer misâl de Hudeybiye Musâlahası'nın yapıldığı sırada yaşanmıştır. Hudeybiye Musâlahası'nın şartlarından biri de, Mekke'den Medine'ye gidecek Müslümanlar’ın talep edilmesi halinde, Mekkelilere geri verilmesiydi. Anlaşma yapıldıktan sonra, Ebu Cendel, Mekke'de hapsedildiği zindandan kaçmış ve zincirli bir vaziyette Medine'ye ulaşmıştı. Onu bu halde gören Müslümanlar üzüntüden sarsılmıştı. Ancak, Rasulullah şöyle dedi: " Ey Ebu Cendel! Sabret. Ahdimizden dönemeyiz. Allah sana yakında bir yol açacaktır.” Bunun üzerine, Ebu Cendel Mekke'ye döndürülmüştür.

Sahabeden Huzeyfe b. el-Yeman ve bir arkadaşı Mekke'den gelirken müşrikler tarafından yakalanmıştı. Mekkeliler onların Rasulullah'a (sav) gitmemesi için ısrar ediyorlar, fakat onlar da bunu kabul etmiyorlardı. Sonunda, Bedir Savaşı’na Müslümanlar safında katılmamaları şartıyla serbest bırakıldılar. Rasulullah’a (sav) gelerek tüm olayı anlattılar. Bu onlar için ciddi bir doğruluk sınavıydı. Müslümanlar sayıca çok azdı. Öte yandan müşriklere karşı savaşacak adama ihtiyaç vardı. İki adamın dahi onlara katılması önemli bir katkı olacaktı. Bu durumda bile Rasulullah (sav) ahdinden dönmemiş: " Siz geriye dönün; her halükarda sözünüze riayet edeceğiz. Bizim, yalnız ve yalnız Allah'ın yardımına ihtiyacımız var" buyurmuştur.

Rasulullah (sav)’in peygamberliğinden önce ticarî hususta bir dostuna söz verdiği, ve bu sözü tutmak için üç gün beklediği meşhurdur. O geçen üç gün içerisinde, adam unutup gelmediği halde, "Nasıl olsa artık gelmez" diyerek çekip gitmemiştir. Bu halde verilen sözde durmanın en müstesna örneğini ümmetine göstermiştir. Peygamberimizin vefası aile içinde de açıkça yaşanıyordu. Hz. Âişe anlatıyor: "Yaşlı bir kadın Rasulullah’ın ziyaretine gelmişti. Şöyle konuştular: "Sen kimsin?", "Müzeyne'den Cüsame.", "Sen Hasene misin? Nasılsın, ne haldesin, bizi görmeyeli ne yapıyorsun?", "Anam babam size feda olsun, iyiyiz.", "Kadın çıkınca sordum: "Ya Rasulullah, bu kadına çok alâka gösterdiniz, sebebi ne idi?" "Hatice hayâtta iken bize gelir, giderdi. Ya Âişe, ahde vefa imandandır."

Rasulullah Efendimiz sütannesi Süveybe Hatun ile de yakından ilgilenmişti. Hz. Hatice Annemiz ile evlendiğinde kendisini üç gün emziren sütannesine hürmet eder, ikramda bulunurdu. Hz. Hatice Annemiz de Süveybe Hatun’u Ebu Leheb’den satın alarak kurtarmak istemiş lakin vermemiştir. Daha sonra Ebu Leheb Peygamberimiz Medine’ye hicret edince Süveybe Hatun’u kendiliğinden azad etmiştir.       Rasulullah Efendimiz Mekke’ye geldiğinde Süveybe Hatun’un vefatını öğrenince yakınlarından sağ olanı sormuş, kimse kalmadı cevabını alınca müteessir olmuştur.Süveybe Hatun’dan sonra Halime Annemizin yanında kalan Peygamber Efendimiz Hz. Halime’ye “Anneciğim, anneciğim” diyerek hitap ederdi. Sırtındaki ridasını çıkarıp altına serer, ihtiyacını gidermeye çalışırdı. Rasulullah, Halime Annemiz’in vefatından sonra da yakınlarına ikramda bulunurdu. Onlar da, Sen küçükken de büyükken de ne güzel kefil olunansın” derlerdi.                                            

Rasulullah (sav) Efendimizin annesine ve sütannelerine, karşı şefkati, kadirşinaslığı, edebi, iyilikseverliği, vefası zirvedeydi. Bu, “annelik” rütbesinin kıymetine işaret eden, hakkını teslim eden mükemmel bir örnektir.

Evet, O, bir vefa insanıydı. Sadece insanlara karşı değil, taşa toprağa karşı bile vefayla dopdoluydu. Mekke’yi arzular, Uhud’a uğrar ve sık sık ilk konağı olan Kuba’yı ziyaret ederdi. Çünkü orası Mekke’den ayrıldıktan sonra kendisine sinesini açıp, “Bende kalabilirsin” diyen yerdi. Peygamber Efendimiz ise, “Sen Beni misafir ettin, ağırladın.” dercesine her cumartesi mutlaka Kuba Mescidi’ne uğramaya çalışırdı. O, “Biz onu severiz, o da Bizi sever” dediği Uhud Dağı’nı da ziyaret ederdi. Keza Medine’nin Baki Mezarlığı’na gider, oradakilere selâm verir ve onlara dua ederdi. İşte onun için bu konuyla alâkalı araştırma yapan dost-düşman herkes diyor ki: Hz. Muhammed’in cemaati kadar, Ona bağlı bir cemaat ve cemaatine Onun kadar bağlı ikinci bir lider ne gelmiştir ve ne de gelecektir. Ismarlama bir liderin cemaatinin ısmarlama olması kadar tabiî ne olabilir ki? Allah (cc), yemin ederek, Onu şöyle anlatıyor: “Size kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki, zahmete uğramanız Ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe/128)

Rasulullah (sav) Efendimiz, kimseye müyesser olmayan Mirac’a, zirvede temsil ettiği pek çok faziletinin yanı sıra, ruhundaki vefâ duygusu ile de mazhar oldu. Meleklerin bile ulaşamadığı makamlara ulaştı. Ancak gözlerin kamaştığı ve gönüllerin hayrette kalıp kendinden geçtiği o âlemi, ümmetine olan vefâ duygusu ile tereddüt etmeden terk edip arkadaşlarının arasına geri döndü.

İslâm ahlâkının en mühim esaslarından biri olan ahde vefâ en güzel şekliyle Fahr-i Âlem Efendimizin şahsında yaşanmış ve Onun fiil, söz ve hallerinde sergilenmiştir.

 

 

 
 
       
44. Sayı Lamelif Dergisi (Mayıs 2011)
43. Sayı Lamelif Dergisi (Nisan 2011)
42. Sayı Lamelif Dergisi (Mart 2011)
41. Sayı Lamelif Dergisi (Şubat 2011)
40. Sayı Lamelif Dergisi (Ocak 2011)
39. Sayı Lamelif Dergisi (Aralık 2010)
 Tüm Sayılarımız
 
Sizde Görüşlerinizi Bildirmek İçin Tıklayınız
 
 
Lamelif Dergisi © Tüm hakları gizlidir Ana Sayfa | Hakkımızda | Dergiler | Galeri | Ziyaretçi Defteri | İletişim Designed by DP AJANS